Bugün karşınıza kitap yorumuyla çıkıyorum ama daha çok deneme tarzında olacak. Spoiler yememek için kitabı henüz okumayanların yazıyı okumaması onlar için daha iyi olur.
Oldukça tembel, kaygılı, çok düşünen, içinde bir şeylere karşı istek uyanamayan, başkalarının zoruyla bile bir iş göremeyen karakterin yer aldığı; sanat kaygısıyla değil de anlatılmak isteneni verme amacının güdüldüğü roman OBLOMOV. Yazar ilk olarak “Oblomov’un Rüyası” adlı bölümü dergide yayınlamıştır daha sonra romanı kitaplaştırmıştır. Kitapta anlatılan durum daha sonra bir insanlık durumu olarak Oblomovluk tabiriyle kullanılmaya başlanılmıştır.
Kitaptaki ana karakterimiz Oblomov, çiftlik sahibi bir ailenin çocuğudur. Çoğu ailede olduğu gibi el üstünde büyütülmüş ve kendi başına bir iş görülmesine izin verilmemiştir. Haliyle küçüklükten başlayan bu durum büyüdükçe devam etmiş ve Oblomov için bir yaşam tarzı haline gelmiştir. Karakterimiz yukarıda da anlatıldığı gibi tembeldir ve çok düşünür. Öyle düşünür ki yoluna asıl taş koyan şey onun bu çok düşünme özelliğidir. Aslında Oblomov bu durumdan çok da memnun değildir. Çiftlikte işler yolunda gitmemektedir ve çitfliğe işlerin başına gitmesi gerekmektedir ama bir türlü bu işe girişemez. Eğer sizinde Oblomov’la benzer özellikleriniz varsa Oblomov’un bazen nasıl bu durumdan rahatsız olduğunu, kendine geldiğini ve böyle yaşanmaz diye kendine sitem ettiği satırlarda kendinizle çok benzer cümleleri kurduğunu görebilirsiniz. Biraz da Oblomov’un en yakın arkadaşından bahsedelim. Ştolts, Oblomov’un tam zıttı bir karakterdir. Sürekli iş için seyahate giden, yerinde duramayan, çalışkan biridir. Çok uzun uzun karakter betimlemelerine girmeye gerek yok, kitapta uzun uzun betimlenmiş ve karakterler çok iyi analiz edilmiştir. Oblomov’u yerinden kaldırabilen tek kişi Ştolts’dur. Yine bir gün Ştolts’un gelişiyle Oblomov dışarı çıkmak zorunda kalır, birinin evine ziyarete giderler ve orada Olga adında biriyle tanışır. Bu ikisi arasında bir aşk alevlenmeye başlar. Olga; hayat dolu, genç, enerjik bir karakterdir. Olga’nın Oblomov’u sevmesinin asıl sebebi Oblomov’un çok temiz kalpli olması ve kendisinin Oblomov’u ayağa kaldırabileceğine inanmasıydı. Bu inanç Olga’yı Oblomov’a bağlıyordu. Kendisini güçlü hissediyor, Oblomov’a hayat verdiğini düşündükçe kendisini çok mutlu hissediyordu. Evet, bu tembel karakterimiz aşık olunca biraz değişmiştir. Kendisine bakmaya, kitap okumaya, dışarı çıkmaya başlamış, evin kirli olmasından rahatsız olmuştur ama yinede çiftliğe gidip işlerini düzeltememiştir. Oblomov’un ayağa kalkışı sadece aşk etrafında yani Olga’nın etrafında olmuştur. Oblomov’un tamamen değişmeyecek olması Olga’yı ondan ayrılmaya iter ve hikayemiz burada çöküşe geçer. Okur olarak ben; yine bir şey olacağını, ayağa kalkacağını düşünürken bu olmaz. Hikaye nasıl başladıysa yine öyle biter. Oblomov, kalp kriziyle ölür. Bu aşkın bitişiyle kitabın sonu arasında bazı olaylar oluyor ama ben oraya değinmek istemiyorum.

Kitabı gerçekten beğendim çünkü kitapta çok fazla kendimi gördüm. Oblomov’la beraber aşık olduğu zaman bende yükseldim, çöktüğü zaman bende çöktüm. Ayrıca kitabın gerçekçi bir sonla bitirilmesi de kitabı daha etkileyici kılmış. Eğer kitap tembel bir insan hikayesiyle başlayıp başarılı bir insanla bitseydi bu kadar etkileyici olmazdı çünkü bu hikayelerden çokca var. Herkesin içinde Oblovmov’luk vardır; kiminde daha az kiminde daha çok. Önemli olan içimizdeki Oblomov’u itebildiğimiz kadar içeri itmek ve çıkmasına izin vermemektir. Unutmayın; ya şimdi ya hiç! Oblomov, şimdiyi tercih etmemişti bu hiç seçeneğini tercih ettiğini gösterir ki gerçekten de öyle olmuştur; hayal ettiği hayata hiçbir zaman kavuşamamıştır.